herbişeyburadavar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
herbişeyburadavar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2011 Perşembe

Cildinizi güneşten koruyan besinler?

Yaz aylarına girdiğimiz ve güneşi yavaşça hissetmeye başladığımız bu dönemde konunun uzmanlarına güneşin zararlarını azaltan beslenme faktörlerinin olup olmadığını sorduk.

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, Mikro-Gen Ar-Ge Direktörü ve bitkisel ilaçlar, doğal farmasötikler ile ilgili, ülkemizdeki tek bilimsel yayın organı olan Modern Fitofarmakoterapi ve Doğal Farmasötikler isimli derginin bilim kurulu üyesi olan Dr. Özgür Göknel, güneşe karşı koruyuculuğu bulunan besinleri şöyle sıraladı:
Yeşil çay:

Yeşil çay günümüzde kilo kaybı oluşturduğu tüm tıp otoritelerince kabul edilmiş bir besindir. Ülkemizde de çok yetişen Camelia sinensis adlı bitkinin (Çay Bitkisi ) siyahlaşmadan yani bizim tükettiğimiz siyah çaya dönüşmedenki halinin kilo kaybı oluşturmada mükemmel bir yardımcı faktördür.

Ayrıca yeşil çayda güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından cildi koruyan EGCG adında çok önemli bir doğal bileşik bulunmakta.

Bu doğal bileşik, içildiğinde, hem kilo kaybı sağlarken hem de cilt için çok güçlü fotokemoprevantasyon yani ultraviyoleye bağlı kanserleşmenin önlenmesine yardımcı oluyor. Ayrıca cildin güneşe bağlı hızlı kırışmasına karşı da güçlü koruyucu etkileri bulunmakta.


Üzüm çekirdeği ekstresi:

Üzüm çekirdeğinde bulunan proantosiyanidinler (diğer adı ile oligofenolik bileşikler) ciltte oluşan ultraviyole hasarının azaltılmasında çok etkili bileşiklerdir. Güneşin yol açtığı lekelenmelere karşı çok güçlü etkileri olduğu klinik araştırmalarla da gösterilmiş olan üzüm çekirdek ekstresi, ciltte oluşmuş güneş lekelerinin geçirilmesinde de etkilidir.

Bunun için günde 300 miligram standardize üzüm çekirdek ekstresi günde 2 ya da 3 defa olmak üzere alınmalıdır.

Özellikle zayıflama tabletlerinin ve altın çileğin öldürücü etkilerinin tartışıldığı şu günlerde, üzüm çekirdek ekstresi ile krom kullanımı kilo kaybına yardımcı olurken, kan kolesterolünün, kan lipitlerin düşürülmesine ve kan şekerinin düzenlenmesine de yardımcı oluyor.

Deve dikeni:

Silybum marianum: Son yıllarda üzerinde çok fazla araştırma yapılan bu tıbbi bitki aslında kronik karaciğer hastalıklarının tedavisinde tüm Avrupa’da ve ülkemizde bitkisel ilaç ( Hepadrin ) olarak kullanılmakta.

Ancak son yıllarda bu bitkinin içinde bulunan fito-kimyasalların, ultraviyolenin oluşturduğu cilt yaşlanmasını hafiflettiği, cilt kanseri oluşumuna karşı koyduğu, hatta ağızdan alındığında karaciğeri koruyup çalışmasını güçlendirdiği, bunu yaparken de ciltte ultraviyole koruması oluşturduğu saptandı.

Pycnogenol: 

Yalı çamı olarak bilinen çam ağacının kabuklarından elde edilen standardize bir ekstre olup, hem ağızdan tablet şeklinde kullanıldığında, ultraviyoleye bağlı cilt lekelerini hafifletmekte hem de krem şeklinde cilde uygulandığında anti-aging etkileri göstermekte olduğu bilinmekte.

Domates ve Likopen:

Domatesin kırmızılığını veren ve çok güçlü antioksidan olan likopen, güneşin ultraviyole hasarlarını da azaltan mucizevi doğal bir beslenme faktörüdür.

Kalp ve damar hastalıklarına karşı, çeşitli kanser türlerine karşı koruyucu etkileri bulunan likopen özellikle güneş kremlerinde antiaging etkisi oluşturmak için kullanılmaktadır.

Resveratrol:

Resveratrol, günümüzde bir “doğa mucizesi” olarak tanımlanmakta. Çünkü hem moleküler araştırmalarda hem de deneysel hayvan modellerinde ömrü uzattığı gösterilen çok güçlü bir hücre koruyucu.

Resveratrol, siyah üzümün kabuk kısmında bulunurken, doğada ‘Poligonum cuspidatum’ adı verilen başka bir bitkide de bulunmakta. Çok güçlü kanser önleyici özellikleri bulunan resveratrol, özellikle bazı çok özel kırışıklık önleyici güneş bakım kremlerinde de bulunmakta.

Soya: 

Soya, geleneksel Uzakdoğu mutfağının en önemli besin faktörlerinden birini oluşturuyor. Soya içinde bulunan genistein gibi doğal antioksidan, antidejeneratif fonksiyonel moleküllerin güneş hasarını azalttığı, cildin yapısını güçlendirdiği saptandı.

Özellikle menopoz sonrası dönemde güneş cilde eskisinden çok daha fazla zarar vermekte. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde yazın, içerisinde genistein bulunan ve en az 30 güneş koruma faktörü içeren güneş kremi kullanımı, cildin sağlığı için çok önemlidir.

Brokoli:

Son 5 yıldır besinlerin en gözdelerinden biri konumunda olan brokoli, içinde bulunan sulforofan bileşikleri temelde çok güçlü kanser koruyucu maddelerdir.

Ancak 2009 yılından bu yana yapılan araştırmalarda brokolinin besin olarak bolca tüketildiğinde ya da brokoli ekstresinin şurup ya da tablet formunda alındığında ciltte ultraviyole hasarını azalttığı saptandı.

Özellikle çocukların en az 50 koruma faktörlü ve vitamin B3, Vitamin E ve Vitamin C gibi antioksidanlarca zenginleştirilmiş güneş kremlerini mutlaka kullanmaları gerekirken, aynı zamanda içinde üzüm çekirdek ekstresi ya da brokoli ekstresi bulunan çocuk gelişim şurupları da, yazın ciltlerinde oluşacak hasarları azaltabilecek gıda bileşikleridir. 







23 Mayıs 2011 Pazartesi

Gebelik !


Kutsal, gururlu ve zor !!! Hele de yaz sıcaklarında...
Anne adayının her yönüyle kendisine daha çok dikkat etmesini gerektiren bir dönemdir gebelik. Sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek ve rahat bir gebelik geçirebilmek her annenin ve babanın arzusudur. Bu sadece yaşadığımız topluma sağlanacak bir katkı değil, aynı zamanda tüm evrene de bir kazanç olarak kaydedilecek bir uğraşıdır.
Çevresel faktörler özellikle gebelik döneminde kadınları diğer zamanlara göre daha fazla etkiler. Sadece kadınları mı ? Bütün evi etkiler, Toplumun olduğu gibi ailenin de temel direği olan kadını etkileyen her şey hepimizi etkiler.
Özellikle yazın sıcak aylarında gebeliğin getirdiği yük biraz daha ağırlaşır. Bu dönemde anne beslenmesine, giyimine, temizliğine daha çok dikkat etmelidir. Çünkü sıcak ek bir yük olarak gebeliğe eklenir.
Yeryüzüne ulaşan güneş - ya da ultraviyole - ışınlarının insan ve insan derisi için pek çok faydasının yanısıra gözardı edilemeyecek zararları da vardır. Yaşamın diğer dönemlerinde olduğu gibi gebelik döneminde de güneşten bilinçli şekilde yararlanılmalıdır. Tüm biyolojik olayların başlaması ve sürdürülmesi, kemik yapımına yardım eden vitamin D’ nin üretimi, hastalık yapan mikropların yok edilmesi ve insan psikolojisine olumlu etkileri ile güneş ışınlarının yaşamsal gerekliliği tartışılamaz. Ancak bu ışınların güneş yanığı, deri kanseri oluşumu, çeşitli alerjik reaksiyonlar ve erken deri yaşlanmasına yol açtığı, hele de ten rengi açık olan insanlarda bilinen gerçeklerdir. Bu nedenle gebelerin, özellikle 11.00-15.00 saatleri arasında güneş ışınları daha dik ve etkili geleceğinden, gün ortası saatlerde dışarı çıkmamalarında fayda vardır. Geniş kenarlı şapkalar, güneş ışınlarını yansıtan açık renkli giysiler ve sağlıklı güneş gözlüklerinin kullanılması yararlı olur. Yaz aylarında herkesin ve özellikle yüksek risk grubunda olan gebelerin, bilinen güneşin zararlı ışınlarının köyü etkilerini azaltan koruyucu kremleri kullanmak gebeliğe zarar vermez, aksine koruyucu etkileri gebeyi rahatlatacaktır. Bu arada bu çok faktörlü kremlerin çocuk, hatta bebeklerde de kullanılması yararlı olacaktır. Yazın özellikle güneş ışınlarından yararlanmak için, ışınların dik gelmediği, şiddetinin daha az olduğu sabah ve öğleden sonra güneşlenmek, gebelik döneminde daha çok tercih edilmelidir.
Güneş sadece ışınları ile değil, ısısıyla da dünyamıza yarar sağlamaktadır. Ancak bu her zaman herkese uygun olmaz, örneğin gebelikte zaten az da olsa yükselmiş vücut ısısı nedeniyle yaz sıcakları gebeliği yorucu hatta bazen riskli kılar. Sıcaklık artışları kan basıncının da artmasına neden olabilir, yada buna eğilim varsa ortaya çıkarabilir. Bu nedenle gebelerin günün sıcak saatlerinde korunmasız olarak dolaşmaları, kan basıncında artışlara ve bunun neden olabileceği istenmeyen hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle yazın ter emici, rahat, hafif, kolay değiştirilebilir ve yıkanabilir giysilerin tercih edilmesi gerekir.

Aşırı sıcaklarda gebelerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli konuda besin zehirlenmeleridir. Özellikle yaz aylarında yiyecekler hızla bozularak, toksin ve bakteri oluşumuna neden olurlar. Açık yerlerde satılan ve temiz izlenimi vermeyen gıdaların tüketilmemesi oluşabilecek hastalıkların önlenmesinde önemli yer tutar.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde sık sık, ancak azar azar yemek yemek yararlıdır. Bu yemek düzeni yazın daha da önem kazanır. Böylece gebeliğe bağlı olarak büyüyen rahimin basınç etkisi azaltılacak, mide yanması gibi yakınmalar olmayacak ve zaten ileri gebelik dönemlerinde zorlaşan nefes alıp verme bir kat daha zorlaşmayacaktır.
Yaz aylarında bol miktarda sıvı gıdalar tüketilmeli, terlemeyle vücuddan eksilen tuz ve su muhakkak alınmalıdır. Teleme ile kaybedilen tuz ve mineraller, dengeli bir şekilde daha çok taze meyveler ile karşılanmalıdır. Gebelikte süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi yararlıdır, gerek protein ve gerekse mineraller özellikle kalsiyum bu yolla sağlanabilir. Yağlı gıdalardan kaçınmak hele de yaz sıcaklarında kaçınmak gerekir. Terleme ile kaybedilen sıvının yerine konması anne adayı ve bebek için çok önemlidir. Günde en az 2,5 litre sıvı alınması gereklidir yazları. Ancak daha çok su tüketmenin yararları daha fazladır. Taze meyve suları kolalı ve kutu meyva sularına tercih edilmelidir. Bilindiği gibi çoğu kutu meyve sularında çabuk bozulmalarını önlemek amacıyla konulan özellikle anne karnında gekişmekte olan bebeğe zararlı kimyasal maddeler vardır, bu nedenle tüketilmeleri sakıncalı olur.
Alkol ve sigara kullanmanın ne sağlıkla nede gebelikle bağdaşmadığını bir kez daha hatırlatmakta yarar var ! !
Sıcakta terlemeyle birlikte deride birçok bölge nemli kalacağı için mantar enfeksiyonlarına yaz aylarında daha rastlanır. Bu nedenle özellikle vücudun kıvrımlı bölgeleri kuru tutulmaya çalışılmalı ve sık sık ılık duşlar yapılmalıdır. Özellikle vajinal enfeksiyonlar erken doğuma yol açabileceği için vajinal akıntılarda veya idrar yolları iltihabını düşündürecek bulgular – idrar ederken yanma, koyu ve kokulu idrar etme, sık sık idrara çıkarma gibi – varlığında hemen hekime başvurulmalıdır. Hastalıklar ortaya çıkmadan önlenmesi her zaman daha kolay ve daha az yorucudur. Çok küçük noktalara dikkat edilerek ileri de oluşabilecek sorunlar engellenebilir.
Sağlıklı ve mutlu gebelikler.......
kaynak:sağlık.tr

Tuzun Zararları Nelerdir?

aşırı tuz kullanımına hayır
Vazgeçilmez Bir Lezzet
5 temel tatlardan biris olan tuz, diğer yiyecek/içecekelrle kullanıldığında dildeki tat reseptörlerine bağlanarak onları daha tatlı hale getirir, bu da o besinleri vazgeçilmez hale getirir. Yani tuz, vazgeçilmez bir lezzettir. Tabi bunda tiryaki olmamak kaydıyla. Yediğimiz birçok besinde; peynir, çökelek, zeytin, hazır aldığımız gıdalar, çorbalar… birçok şeyde bilmeden de tuzu tüketiyoruz.
Tuz Neden Gerekli?
NaCl, sodyum ve klor. Sodyum vücudumuzdaki ekstraselüler sıvının temel katyonudur. Klor ise temel anyonu. Bu nedenle olmazsa olmaz elementlerdendirler. Tabi bunda sadece tuz değil, özellikle sebze ve meyveler bizim için çok daha değerli. Tuz denilinc eise genellikle aklımıza iyot gelir. Ülkemizde tuz iyotlanarak iyot eksikliği giderilmeye çalışılır. İyot ise Tiroid hormonu için vazgeçilmezdir. Tiroid hormonu; gelişim (eksikliği kısalık), enerji harcanması (eksikliği yorgunluk), beynin gelişmesi (zekilik) vs. gibi birçok temel işte görev alır. Eksikliğini gidermek için tuzlar iyotlanır, işte bizim asıl yapmamız gereken iyotlu tuz tüketmek.
İyotlu Tuz Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
İyotlu tuzun iyot içeriğini kaybetmemesi için; serin, kuru ortamlarda, ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Yemeklere konulan tuzdaki iyot pişirme ile kayba uğradığından yemekler piştikten sonra tuzu konulmalıdır. Tuzun su tutma özelliği olduğun dan, bu durumda tuzun kullanılması kısıtlanmalıdır. Bazı durumlarda belli bir süre için tuzu kesin olarak ortadan kaldırmak gerekir.

Tuzun Zararları Nelerdir?
Yukarıda da saydığımız gibi tuzun günde bir erişkin için 5 Mg’ı geçmeyen miktarı yararlıdır, ancak daha çok tüketmek ise onun zararlarını ortaya çıkarır.
  • Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. Kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır.
  • Tuz, kan basıncını artırır. Bu nedenle, tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir.
  • Böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir.
  • Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz. Damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur
  • Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25 oranında azalıyor. Bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor
Zararları.net olarak önerimiz; günde 6 MG geçmeyecek şekilde tuz tüketmenizdir. Aşırı tuzlu yiyecekleri ve içecekleri satın almamanızdır. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeniz de iyot, sodyum ve klor ihtiyacınızı krşılayacaktır. Bu nedenle az tuzlu gıdaları tercih edin.

22 Mayıs 2011 Pazar

Tuzun Zararları Nelerdir?

aşırı tuz kullanımına hayır
Vazgeçilmez Bir Lezzet
5 temel tatlardan biris olan tuz, diğer yiyecek/içecekelrle kullanıldığında dildeki tat reseptörlerine bağlanarak onları daha tatlı hale getirir, bu da o besinleri vazgeçilmez hale getirir. Yani tuz, vazgeçilmez bir lezzettir. Tabi bunda tiryaki olmamak kaydıyla. Yediğimiz birçok besinde; peynir, çökelek, zeytin, hazır aldığımız gıdalar, çorbalar… birçok şeyde bilmeden de tuzu tüketiyoruz.
Tuz Neden Gerekli?
NaCl, sodyum ve klor. Sodyum vücudumuzdaki ekstraselüler sıvının temel katyonudur. Klor ise temel anyonu. Bu nedenle olmazsa olmaz elementlerdendirler. Tabi bunda sadece tuz değil, özellikle sebze ve meyveler bizim için çok daha değerli. Tuz denilinc eise genellikle aklımıza iyot gelir. Ülkemizde tuz iyotlanarak iyot eksikliği giderilmeye çalışılır. İyot ise Tiroid hormonu için vazgeçilmezdir. Tiroid hormonu; gelişim (eksikliği kısalık), enerji harcanması (eksikliği yorgunluk), beynin gelişmesi (zekilik) vs. gibi birçok temel işte görev alır. Eksikliğini gidermek için tuzlar iyotlanır, işte bizim asıl yapmamız gereken iyotlu tuz tüketmek.
İyotlu Tuz Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
İyotlu tuzun iyot içeriğini kaybetmemesi için; serin, kuru ortamlarda, ışık geçirmeyen ağzı kapalı kaplarda saklanmalıdır. Yemeklere konulan tuzdaki iyot pişirme ile kayba uğradığından yemekler piştikten sonra tuzu konulmalıdır. Tuzun su tutma özelliği olduğun dan, bu durumda tuzun kullanılması kısıtlanmalıdır. Bazı durumlarda belli bir süre için tuzu kesin olarak ortadan kaldırmak gerekir.


Tuzun Zararları Nelerdir?
Yukarıda da saydığımız gibi tuzun günde bir erişkin için 5 Mg’ı geçmeyen miktarı yararlıdır, ancak daha çok tüketmek ise onun zararlarını ortaya çıkarır.
  • Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. Kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır.
  • Tuz, kan basıncını artırır. Bu nedenle, tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir.
  • Böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında (ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir.
  • Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz. Damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur
  • Günlük beslenmelerindeki tuz tüketimini önemli miktarda düşüren insanların, gelecek 10-15 yılda kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığı yüzde 25 oranında azalıyor. Bu kişilerin, kalp-damar hastalıklarından ölme riski de yüzde 20 düşüyor
Zararları.net olarak önerimiz; günde 6 MG geçmeyecek şekilde tuz tüketmenizdir. Aşırı tuzlu yiyecekleri ve içecekleri satın almamanızdır. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeniz de iyot, sodyum ve klor ihtiyacınızı krşılayacaktır. Bu nedenle az tuzlu gıdaları tercih edin.

Sigara Zararları

sigara içilen akciğer görünümü
Akciğer Kanseri
o Gelişmiş toplumlarda en sık görülen kanser (sigara alışkanlığındaki değişiklikler)
o Erkeklerde en sık görülen  malignite (mortalite erkekler arasında ¯)
o Kadınlarda görülme sıklığı ­ (ölüm nedenleri sıralamasında meme kanserini geride bırakmıştır)
o En sık 40-70 yaşları arasında, 5. ve 6. dekadlarda pik yapar (40 yaş altı %2)
Sigaranın Vücuda etkileri ” Patogenez – Etiyoloji”
SİGARA ;
  • Klinik ve istatistiksel* çalışmalar
  • Günlük içilen sigara sayısı
  • İnhalasyon (içine çekme) alışkanlığı
  • Süre   arasında kuvvetli bir ilişki saptanmıştır.
SİGARA;
  • Orta düzeyde sigara içimi: 10 kat risk
  • Ağır düzeyde sigara içimi (uzun yıllar günde 40 taneden fazla): 60 kat risk
  • Kadınlar erkeklere göre daha hassas.
  • Sigara içiminin kesilmesi riski azaltır ama hiçbir zaman riski kontrol düzeyine getirmez.
SİGARA;
  • Dudak, dil, ağız tabanı, farinks, larinks, özofagus, mesane, pankreas, serviks ve böbrek kanseri gelişimi
  • Puro ve pipo kullanımı da riski arttırmaktadır
  • Tütün kullanımı (smokeless tobacco)
  • Pasif içicilik
SİGARA;
  •  Sigara dumanında 1200 den fazla madde bulunmaktadır ve bunların bir çoğu potansiyel karsinojenlerdir
  • İnisyatörler: Benzol piren gibi polisiklik aromatik hidrokarbonlar
  • Promotorlar: Fenol türevleri oArsenik ve nikel gibi toksik maddeler
  • Polonyum-210, karbon-14 ve potasyum-40 gibi radyoaktif elementler
 Tüm bu yazılanlarda sigaranın vücudumuza etkileri, kanserojen maddeleri, tütün kullanımı ile kadınların daha hassas oldukları yukarıda sıralanmıştır. Daha fazlası ve bırakma yöntemleri => diğer yazılarımızda


Kumarın Zararları Maddeler Halinde

kumarın zararları
İnsanlığın Olduğu Her Yerde Var
İslamiyet öncesi dönemde Araplar arasında kumar meşhurdu. Çin ve İran’da da meşhurdu. Hatta bunun için özel yerler yapmışlardı. Eski Romalılar zar atarak kumar oynarlardı. Cermenler, hayatlarını bir zar atışına bağlarlardı. Günümüzde ise pekçok ülkede yasak olmasına rağmen hala oynanmaktadır. Ancak bu yasaklamalar ile ve verilen eğitimler ve kısmen de alınan dersler ile kumarın zararları günümüzde eskiye oranla daha da azaldığını söyleyebiliriz.Kontrol altında tutulabilir ve hırslı, daha fazla para kazandırmaya çalışmaması ortada olmasa kumarın iyi yönündne söz edielbilir. Oysa sınır aşıldığında borçlanmalar; daha fazla istek ve bunların sonucunda ortaya çıkan borçlanmalar; adam öldürmeler ya da intihar girişimleri ile ailelerin perişan olması durumu da söz konusudur.
Bu yazımızda kumarın zararlarını maddeler halinde toplamaya çalıştık. Altta bunları sizlere sunduk.





Kumarın Zararları Maddeler Halinde
  • Hızlı ve kolay para kazanma sonucunda meydana gelen tembellik => çalışmama
  • Parayı çabuk harcama => tutumsuzluk
  • Haksız Kazanç yollarına karşı özenme
  • Kısa sürede mal varlığını kaybetme
  • Ortaya çıkan aile sorunları
  • Fazla miktarda borçlanma
  • Borçlar karşısında ödeyememe ve ortaya çıkan ağır stres
  • İntihar eylemleri
  • Öldürme ya da öldürülme durumları
  • Kumar uyuşturucu gibi bağımlılık yapar => kurtulamama
  • Kumarda kaybeden kişi, önce kazanmak için oynadığı oyunu, daha sonra zararlarını karşılamak için oynamaya başlar; kaybettikçe hırslanır, elindekileri kaybettiği gibi, borca da girer; ailesini, yakınlarını zor durumda bırakır.
  • Kumar oynanan yerlerde, kötü amaçlı gruplar, zayıf karakterli insanların ağlarına düşmesini bekler; böyle birini bulduklarında önce onu birkaç kez kazandırır, daha sonra bütün varlığını elinden alırlar
  • Borçlanmalar ya da beklentilerden dolayı ortaya çıkan depresyon durumları ve kişilik bozuklukları
  • Kumarın yaygınlaşması ile o çevrede eğitimden uzak; el altındna iş çeviren ve kolay para kazanmaya çalışan kişi sayısının artması
  • Kumardaki stres ve depresyondan dolayı ortaya çıkan diğer bağımlılıklar; örneğin sigara ve alkol…